19 Mart 2012 Pazartesi

Engin emin turk hayat hikayesi chapter 1

Herkes biraz kendini yaşatır. Kimi çok uzun yıllar bahsettirir adından.kimi sadece yakın çevresi tarafından, kimi sadece yakın aile fertleri tarafından.
Çoğu anlatamamış ifade edememiş olmanın sancısı ile kendi ortamında nefes alamaz hale gelir. bir çıkış yolu ararken uğraştığı hobisine bırakır parmak izlerini.
Planlı değildir çoğu zaman ama iç güdüsel olarak kendimizi yaşatma eğilimindeyizdir.
İz bırakmak, kalıcı olmak, Hiç tanımayacağımız insanlarla zaman yolculuğu yapmadan konuşmak istercesine.
Sanki genetik olarak taşıdıklarımız yetmiyormuş gibi, alışkanlıklarımızı, hoşladıklarımızı hatta duygularımızı dökeriz kağıda, taşa, tuvale. 
Ve yıllar sonra bulunan bir şiiri okurken eğer kendi yaşadığı duyguları yaşatabiliyorsa şair iyi şairdir.
aldı götürdü bizi diye iç geçirenimiz çoktur.
Uzun bir giriş oldu farkındayım. Ama neden bir biyografi kaleme aldınız sorusuna bir cevapla başlayalım istedim.
işte benim hikayem...

Engin (Emin) TÜRK
Validem; molla hüseyin çavuşun oğlu,  mehmet efendinin kızı Fatma hanım
pederim: cinoğlu ali beyin torunu, artin yusufeli hungameg köyünün eşrafından bektaş ağanın oğlu maksut bey'dir.

12 Temmuz 1979
Tahmin edeceğiniz üzere sancılı bir sürecin içinde memleket.
hizipleşmeler, kavgalar,fikir ayrılıklarının düşmanılığa dönüştüğü, hiç birbirini tanımamış insanların hiçbir arada kalmamış, bir parça simidi bölüşmemiş, bir arada bayramlaşmamış, alış veriş yapmamış birbirlerinin geleceklerini karartmaları, kendilerini bu yola sokan bu duyguları aşılayanlara peygambere biat edercesine uymaları.
bir kişinin canına kast etmek, onun kanını akıtmak ve arkasına bakmadan gitmesi.
Evet,
Bu çalkantılı dönemde ege boylarında. manisanın soma ilçesinde, pomak adı verilen osmanlılığı yürekten yaşayan ve yaşatan, bulgaristan göçmeni türklerin 1940 lı YILLARDA kurduğu bir köyde dünyaya gelmişim.
Anne ve babamın evliliklerinin ikinci senesinde, onlar hayatın ailemizi şekillendirdiği, olgunlaştırdığı, böldüğü, yücelttiği gurbet yıllarının başında iken dünyaya gelen bir erkek çocuğum haddi zatında.
İsmim o günlerde ve ortam için pek alışılageldik bir isim değil. amcam mustafa bey'in ısrarlarına rağmen o dönem toplumların çok çabuk tesir altında kaldıkları arabesk şarkıcıların ferdi, orhan isimlerine rağmen babacığım hiç ailemizde, memleketimizde ve o dönem yaşadığımız turgutalpte olmayan, hiç anlamına vesairesine de bakılmaksızın ENGİN demiş gözlerime bakarak. bu isim mevzuu tesadüf değildir elbette.
babacığımın ileri görüşlüğünü, kabuğunu kırma çabasını simgeler yıllar sonra bu durumu inceleyen ben için.
Ebem onların içlerinde saygın bir aile olan, Soyadı kanunu ile zanaatleri olan nalbantlık mesleği üzerine NALBANT soy adını almış olan ailenin CEFAKAR gelini REŞİDE Hanımdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder